ultras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ultras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2013 Pazartesi

Direniş

 
"yok mu sonu
karanlığın,
yok mu sonu
bu sis, dumanın

kalmadı sabrım, yanıyor umutlar
dört yanı sardı, bu kara bulutlar
her biri aynı yine acı sonlar
eller alır da bize mi günahlar

dayanamam artık sahte oyunlara
varamıyor zaten insan yarınlara
kolay olur ölsem belki zaman durur
sebebi çok bu yaşlar dalar uzaklara.."

19 Mart 2012 Pazartesi

Hafta Sonu Futbol

Ολυμπιακό Στάδιο

General Basri Saran Stadyumu

1 Haziran 2011 Çarşamba

Metin Lokumcu ÖLÜMSÜZDÜR!






Bugün katiller bir emekçiyi öldürdüler! Metin Lokumcu yıllardır ödediği vergilerden maaşını alan türk polisi tarafından ve yine yıllardır ödediği vergilerden, hatta ekstra olarak örtülü ödenekten, alınmış biber gazlarıyla öldürüldü.



xopurepe şeni dovişi mt'kuri,

ma xopas 3'in xolo çkimi guri,

guri hek g3'in-şakis var yulun şuri,

xopurepes vubir xolo lazuri,


mu p'a, muç'o p'a, mişa medi p'a..

şur do guri var gz'irare-i xopa!...


nana çkimik hek mibiru on3'elis

he ç'alimi dixas gyacint'u belis

he oxoris kva geşobdvit temelis

xopurepes aya giçkinan mtelis mu p'a,

muç'o p'a, mişa medi p'a şur do guri, var gâirare-i xopa!


xelimişi xasan-i

20 Ağustos 2010 Cuma

Adnan Sezgin Detected


Profesyonel futbol tarihinde ilk kez bir kulüp başkanı ve kulüp muhasebe müdürü hakkında “emniyeti suiistimal” etmekten suç duyurusunda bulunuldu.

İstanbulspor’un eski başkanı Adnan Sezgin ve eski muhasebe müdürü Ateş Salcıoğlu’nun görevde bulundukları dönemdeki mali uygulamaları, İstanbulspor Denetim Kurulu üyeleri tarafından incelenerek, kanunsuz olduğu düşünülen faaliyetler tespit edildi.

Dosyada, kayıt dışı ekonomi ve vergi yolsuzluğu gibi “alışılagelen” pek çok madde yer aldı.

Ancak usulsüzlüklerin arasında en ilginci, Beşiktaş’ı 2 – 1 yenen İstanbulspor’un, bir hafta sonra oynadığı ve kaybettiği Ankaragücü maçının ardından dağıtılan primdi.

Saidou’nun yaptığı! Skandal, aldıkları paralar karşılığında başka hiçbir futbolcunun makbuza tarih atmamasına karşın, sadece Saidou’nun makbuzun üzerine 12 Mart 2004 tarihini yazmasıyla ortaya çıkardı.

O tarihte, İstanbulspor’un, Ankaragücü karşısında aldığı mağlubiyetin ardından prim dağıtılmasının anlamsız olduğunu düşünen denetçiler, bir hafta önce İzmit’te İstanbulspor’un 2 – 1′lik galibiyetiyle sonuçlanan Beşiktaş maçının isim listesine bakınca, kayıt dışı ödemedeki enteresanlığı belirledi.

12 Mart 2004′te 31 kişiye dağıtılan “prim listesi”nde ilginç detaylar vardı. Karşılaşmaya ilk 11′de başlayan sporcular 6′şar, yedek ve sonradan giren futbolcular 4′er milyar lira alırken, diğer futbolcular ve kulüp çalışanları daha az miktarlarla ödüllendirildi.

Kulüp kasasının o tarihte boş olması, dağıtılan primin nereden geldiği sorusunu da beraberinde getirdi. Olay, suç duyurusuna, hukuki sebeplerle “teşvik” olarak yansıtılamazken, denetçiler “kayıt dışı gelir – gider” gerekçesiyle Sezgin ve Salcıoğlu’nun ifadelerinin alınması gerektiğini belirtti.

Bedava transfer Dosyanın can alıcı noktalarından bir diğeri de, İstanbulspor’la Fenerbahçe arasında gerçekleşen Mehmet Yozgatlı ve Ivaylo Petkov transferlerinin belgeleri.

İstanbulspor’un resmi defterlerinde 3 Temmuz 2003′te Fenerbahçe’ye satılan Selçuk Şahin’in bonservis ücreti 2 trilyon 860 milyar lira olarak gösterilirken, 1 Eylül 2003 tarihinde yine Fenerbahçe’ye satılan Petkov ile 29 Ocak 2004′te satılan Yozgatlı’yla ilgili fatura ve tahsilat makbuzunun olmayışı dikkatlerden kaçmadı.

Yozgatlı’nın medyaya “2 milyon dolar”, Petkov’un da “1 milyon dolar” olarak yansıyan transferleriyle ilgili kayıt bulamayan kulüp denetçileri, bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü’ne başvurdu.

Cebe konan çekler Fenerbahçe Hukuk İşleri Müdürü Metin Özer imzasıyla gelen yanıtta, Yozgatlı’nın 270 bin dolar ödenerek, Petkov’un da “serbest oyuncu” statasüyle transfer edildiği ve bu yüzden bonservis ücreti ödenmediği bildirildi.

Denetçilerin kulüp muhasebe personeliyle yaptığı görüşmede, şu anki finansman sorumlusu İlksen Sözer, “Petkov’dan 600 milyar lira geldi. Ancak kasaya resmi girişi yapılmadı” dedi.

Altyapı İdari İşler görevlisi Ahmet Coşkun’un “4 çeki Adnan Sezgin cebine koyarken gördüm” şeklinde ifade vermesi, resmi kayıtlarda hiçbir hareketin gözükmemesi, Sezgin’in o çekleri ne karşılığında aldığı ve ne yaptığı sorusunu akıllara getirdi ve savcılığa yazılı ifade alması için başvuru yapıldı. Savcı denetçilerin iddialarını doğrularsa, Adnan Sezgin görevi suiistimalden 2-5 yıl arası hapis istemiyle yargılanacak.


-alıntıdır-

29 Nisan 2010 Perşembe

1 MAYIS ;


Sisteme entegre olmuş, sınıf bilinci olmayan işçi yığınlarının davullu zurnalı bayramı değil, kavga günüdür. Burjuvanın bin yıldır tekrarlamaktan yorulmadığı provokasyon hikayesinin, Haymarket'ten 77'ye kadar her mayıs şafağında ısıtılıp önümüze sunulması, mücadele alanlarını dolduracak sınıfın öncü güçleri için bir şey ifade etmemektedir.

Burjuva paronoyasından çıkan şartlanma gereği, 2010 da bölücüler karıştırır , 77'de Maoculardır, 1886'da polise dinamit atan devlet düşmanları. Uyanın! Devlet bayraklı kutlamalar sarıların olsun, biz,kavga alanlarını anarşizmin siyahına boyayacağız.

6 Nisan 2010 Salı

Huzur



Biz dün gece geç ama huzurlu uyuduk!

Yumurta

Yumurta ;
yemek için ,
içmek için ,
gerektiğinde Akıllı Olun! demek için kullanılan temel besin maddelerimizdendir.
Afiyet olsun.

18 Şubat 2010 Perşembe

el frente

"atletico madrid tribünlerinin maestrosu. vicente calderon'un; 90 dakika boyunca susmayan, atletico madrid gol atınca cinnet geçiren, deplasman kültürünün kitabını yazmış taraftar grubudur. avrupanın en özgün tasarımlı ultras atkılarını bu tayfa çıkartır. curva kavramıyla şekillenen ultras tribün kültürünün en önemli tayfalarından birisidir. atletico madrid forması giyen her futbolcu, nefeslerini çok yakından hisseder. frente atletico temsil ettiği camia için bir nevi muhtıra makamıdır. olası hezimetler durumunda antrenman basarak milyonlarca dolar alıp koşmayan futbolculara ayar vermek konusunda uzman olmuş bir gruptur. kar maskeleriyle gerçekleştirdikleri meşhur tesis baskını, bir dönem tüm taraftar forumlarında dolaşan fotoğrafları sayesinde klasikleşmiştir.."

14 Ekim 2009 Çarşamba

Bilet Sabahlaması

25 Ekim 2009 Pazar günü Turkcell Süper Lig'in 10. haftasında deplasmanda oynayacağımız Fenerbahçe maçı biletleri satışa çıkıyor. Galatasaray taraftarına ayrılan biletler 15 Ekim 2009 Perşembe saat 10:00'da Ali Sami Yen Stadyumu gişelerinde satışa çıkacaktır. Taraftarımızın bilgisine sunarız.
Galatasaray Spor Kulübü

28 Eylül 2009 Pazartesi

Direnistanbul - İsyan Vakti!

6-7 ekim 2009 imf-dünya bankası istanbul kongresi



imf ve dünya bankasını durduruyoruz!
anarşist ve anti-otoriter yoldaşlara çağrımızdır,
küresel kapitalist elitler yeni sömürü planlarını istişare etmek için
istanbul'a geldiklerinde sokaklarda isyan ve direniş ateşiyle
karşılanacaklar.

soyup soğana çevirilen, evsizleştirilen, yaşadığı topraklara
yabancılaşarak göç etmeye zorlanan ve göç ettikleri ülkelerde acımasız
göçmen yasalarına maruz bırakılan, herhangi bir muhalefet kıpırtısında
bile polis-asker devletiyle karşı karşıya bırakılarak muazzam
baskılara uğrayan, hapsedilen, katledilen dünya halklarının küresel
öfkesi istanbul sokaklarına bir ayaklanma pratiği olarak
yansıyacaktır. küresel kapitalistler ve onların yerli hükümetleri
bilmeliler ki seattle'da, cenova'da, prag'da, atina'da ve
strasbourg'da olduğu gibi daha fazla sömürü planına karşı daha fazla
direnişle karşılaşacaklar...

"dünyamızı bize dar edenlere istanbul sokaklarını dar edelim", "imf ve
dünya bankasını durduralım" diyorsanız kara blok'un isyan ve direniş
girişimine omuz verin!

bizi nerede bulacağınızı biliyorsunuz!

kara blok çağrısı

14 Eylül 2009 Pazartesi

'Sol açık'tan mektup'

Sayın Kenan Bey; artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz

Sayın Kenan Bey,
Bu mektubu size serin bir mart sabahı, Atatürk'e dil uzatan bir YouToube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri.
Zat-ı âliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım.
Bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen Tünel'de yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. Ben sayenizde Kabataş Erkek Lisesi'ndeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. Sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hâlâ konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. Son kadavram bir çiftçiydi. Onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz?! Ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. Ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.

Asmayıp da beslediğiniz biri...
Dedim ya, babam ressamdı, siz de resmi seversiniz; babam hayatı boyunca bir nü yapmadı, yapamadı Kenan Bey; masum bir içgüdüyle sanki çıplaklığı fakirliğe bağladı; fakir olan çıplaktı ve bunu resmetmek adeta alaydı onun gözünde; size nü konusunda ne ilham verdi kestiremiyorum ama, cinsel organlarına tazyikli su fışkırtılan kızların ya da hayalarına elektrik verilen devrimci delikanlıların çağrışım yapma olasılığı yüksek; kim bilir bizzat tetkik ettiğiniz bir seansta "bir gün bu vahşeti tuvallere estetik kaygı güderek nakşetmeliyim" diye düşünenler arasına da karışmış olabilirsiniz. Malum, her yer, her şey karışıktı o vakitler; akıllar da dahil buna. İnsanın tamama gücü yetmiyor işte; asmayıp da beslediğiniz kişilerden biri olarak bunu ifade etmeyi ortamın müsaitliğine bağlıyorum.

Vaktiniz varsa ve gözlerinizin sağlığı yerindeyse Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sını okumanızı önereceğim naçizane. O pek nutuk havasında değildir ancak, gizliden gizliye barındırdığı tiratlarla iç hesaplaşmanın hastalıklı yapısını teşhir eder; ah elbette fazla toplumsal sayılmaz belki, kim bilir fazlasıyla bireycidir de, ancak topluma bir noktadan başlamak da lazım. Birey, bunun için iyi seçilmiş bir giriş kapısı. Başka hayatlara saygı duymanın solculukla doğrudan ilgisi olmadığına kanaat getirebilirsiniz; başka hayatlara saygı duymak, bu aralar önemini fark ettiğinizi sandığım özgürlük denen, sizce kızıl bir hevesin tezahürüdür aslında. Yani sizin de anlayacağınız şekilde söylersem bir tarafta kızıl kuvvetleri temsilen Özgürlük vardır, bir tarafta karanlık kuvvetleri temsilen Derin Devlet Politikası. Bir nevi Warcraft; varsa torun torba, bu bilgisayar oyununun brifingini verebilirler size. Güzel oyundur: İnsan ırkıyla yaratıkların mücadelesi. Ama baştan seçmeniz lazım hangi tarafta olduğunuzu. İnanır mısın, bir kaptırıyorsunuz kendinizi; ne şiir kalıyor, ne özlem, ne mücadele, ne memleketi kurtarma arzusu, pata da küte de, kılıç al, kalkan al, geçiyor ömür. İkinci el savaş oyunları, her zaman ucuzdur, herkese tavsiye ederim.
Neyse, konu dağıldı, ee, kolay değil, şizofreniyi bir siper, bir sığınak kabul etmiş, hayatta kalmayı başarabilmiş bir neslin çocuğu olmak, bu acılarla barışık yaşabilmek; bazen benim de dengem kaybolabiliyor. Mazur görmeli.

Ortalara bir yerlere Dallas
Benim babamın bavulu olmadı hiç; çünkü her an yolculuğa çıkabilecek kadar tedirgin değildi; tam tersi, yerleşik bir adamdı o. Davasına, düşüncelerine, sevinçlerine, üzüntülerine körü körüne bağlıydı; evcildi kısaca. Eline tutuşturulmuş bir pusulayla yaşamadı. İnsanların işaret ettiği yerlere gitmedi. Doğduğu ülkede doğduğu kadar temiz öldü. Herkes onun kadar şanslı değil.
Duydum ki, babamın doğduğu ve temiz öldüğü bu ülkeyi şimdi de eyaletlere ayırma, ortalara bir yerlere Dallas yerleştirmeye niyetli taslaklar hazırlanıyormuş; bir oyun daha vardır; Gizli Hedef. Oyunculara başta görevler dağıtılır ve herkes bir dünya haritası üzerinde ordularıyla bu gizli görevlerini sonuçlandırmaya çalışır. O da zevklidir.
Madem oyun oynayacaktık Kenan Bey, madem her şey bu kadar pamuk helvası kıvamındaydı, madem oyunlar masumdu, o çiftçinin ellerine neden çiviler çakıldı, o zamanki yaşıtlarımın boyunlarına ilmik neden geçirildi; neden babalar ölüme, gençler işkenceye gönderildi, neden bir dönemin taze beyinleri coplar eşliğinde eğitildi; zarlar mı hileliydi, krupiyer mi ahlaksızdı, nü'ye malzeme model mi yoktu?!
Sizi bu yaşta daha fazla yormamak lazım; kusura bakmayın, başta da dedim, şu videoya sinirliyim aslında. Mektubuma son verirken, şu öpme / koklama bahsine gelmişken, eylemsiz kalmayı tercih ediyorum. Kısmi "fikir arkadaşı"nız sayılabilecek Yıldırım Gürses'in dediği gibi 'biliyorum, bu son mektup ayıracak bizi' lakin, çıkarayak, bu coğrafyada düşünce özgürlüğünün sizin de canınızı yakmasına ben ve kahvehanedeki arkadaşlarım pek güldük. Artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşlarımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz.
Shakira nasıl, biz hastasıyız.
Hürmetler.

Küçük İskender

Emek Sineması

emek, dünyadaki en kutsal değerlerden birisidir. emeğin içinde alın teri vardır. maddi manevi harcanan bişeyler vardır. kimi maaşından verir, kimi cep harçlığını ayırır. kimileri ise hiç uyumadan sabahlar bi parkta, bezin üstünde.

emeğe saygı, "teraziye tıklamak"tan çok önce vardı.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ömrüm Parklarda Geçti

...
yaşasın Galatasaray,
yaşasın tribün emekçileri !

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Bence Artik Herkes Gibisin


gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
oralarda kalbime sevda geçmiyor
ben yordum ruhumu biraz da sen yor
çünkü bence herkes gibisin

yolunu beklerken daha dün gece
kaçıyorum senden gizlice
kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin

büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde yok bile sana kinim
bence şimdi sen de herkes gibisin


nazim hikmet ran

28 Temmuz 2009 Salı

Laf Ola Mor Gele

Geçen seneki turuncu ısınma turuymuş meğer, kim bilir pembeye kadar yolu varmış. Savunmak için yeterli argümanları doldurmuşlardı aslında. Sarı ile kırmızı karışımı ortaya çıkan renkti, tribünde de güzel gözükünce beğenildi. Bugünkü Hacettepe forma lansmanı yeni bir renkle tanıştırdı. Açık milka denince gözde daha iyi canlanıyor, Arda giymiş bir de, adam durduk yere transfer olmuş gibiydi. Hal ve hareketleriyle gayet ortalama bir yabancı, ne bileyim içimizden biri algısı oluşmasa da çokça sevdiğim Baros'un takımda 11 kaleci olacak bu sene ayarı herhalde gerekli mercilerin kulağını tırmalamıştır. Keza Rijkaard da hafif sırıtarak mesajı ulaştırdı.

Halk arasında pijama olarak da bilinen açık mavi formadan sonra bunu alanın da giyenin de dedirten, bir ara Orduspor'a deli dolu kiralık topçu veriyorduk onu mu yad ettiniz diye düşündüren, yıllar sonra saçmalık olarak hatırlanacak ( yazar burada bir daha çıkmayacağını öngördü ) dandik birşey işte.

Emeği geçen kıvrak zekaları fanuslarda taşırız..

6 Haziran 2009 Cumartesi

Canlı Yayınlayacağız Dedik Ama İzleyebilirsiniz Demedik

Demiş olmalı Trt. Lyon'da Fransa-Türkiye adında neye hazırlık olduğu belirsiz bir maç vardı bugün transfer patlamaları gölgesinde. Oynandı, canlı da yayınlandı da sanılmasın ki izlenebildi. Reklam olayında seviye üstü dev adımlar attık bugün. Hani bildik ekran daraltma, sağ çapraz, sol köşe falan alışmıştık ama ekranın ortasında devasa ölçütlerde saniyelerce duran reklamlar da iğrendirdi artık. Bir de yazısız kurallar dahilinde pozisyon anlarına serpiştirilmesi de kendimizi nasıl geliştirdiğimizi gösterip, yüzleri güldürdü. Maçı algılamak için sunucu yardımı şart koşulunca, televizyon yayını dediğin bildiğin radyo oldu.

Dakika 80 civarı sahaya 1-2 meşale atıldı. Aslında sahaya isabet eden sadece sisti, gerisi kale arkalarının önündeki hiç sevmediğim derin boşluklara isabet etti. Tabi bu sıralar reklamlar falan yok, izleyebiliyoruz yani. Radyo yayınına kendini iyice alıştırıp hala sunucuya kulak verenler sandı ki sahada kanlar akıyor. Bu kulak verenlerin aşırı meraklanmış olmaları gerek, çünkü Yalçın efendinin verdiği tonlama itibariyle tribünde katliam mevcut; ek olarak sahada millet topçuları dönerlerle kovalıyor. Hakem de salağın biri çıkıp topumu alır giderim deyince, dünyanın en zararlı cismi* sebebiyle (meşale) maç durur gibi oldu. Tabi bu vakitlerde Psg maçında yaşananlar film şeridini de geçti tren yapmış geçiyor önümden. Hemen Yalçın'ın ötesinde Üründül de sosyolojik ahkamlara girişince pek çekilmez oldu. Adından tanımadıysanız kollektif futbol falan, o işte.

Tribünde Fransızlardan fazla olan Türkler de hafiften dışarıda kaçanın mesajını evrensel dilde vermiş olmalı ki son dakikalara doğru adamların hepsi staddan çıkmıştı. Son dakikadaki kesintiyi de unuttum sanmayın.

3 Haziran 2009 Çarşamba

"bir hayvani sevmedikce, insanin ruhunun bir parcasi uyumaya devam eder."

Biz inletirken istiklal caddesini bazı bazı ve dönerken evlerimize görür dururduk bu hayvancağızı... Ölümüne ve muhtemel ölüm sebebine de oldukça üzüldük her insan evladı gibi ama Ebru'dan oldukçada kötü koşullarda yaşayıp, daha katlanılmaz acılar içerisinde ölen milyonlarca insan (ve muhtemelen sonsuz sayıda hayvan) varken Ebru'nun ölümünün niye böyle olay haline getirildiğini anlayamadık. Ebru kalbimizde ah vah diyenler (gerçek veganları ayrı tutuyorum) asmalımescid'te, Boğaz'da löpür löpür götürdükleri büyük ve küçükbaş hayvanların ne koşullarda yaşayıp öldüğünü bilmiyorlar mı ki? . Ama gezmeye eğlenmeye çıktığı mahallede her gün gördüğü köpek olunca farklı. aynı tekmeleri ben yemiş de ölmüş olsam (ki ölüm sebebi henüz belli değil) eminim ne televizyona çıkardım, ne forumlara, ne facebooklarda ismim yazılırdı. Polis şiddeti mağduru çocuklar için neredeydiniz?
Sen evinin içinde hayvan besle, hayvanın efendisi olmaktan zevk al, hayvanı parayla al sat sonra da ah köpecik vah köpecik... 100 150 yıl önce köle ticareti normalse uzak bir gelecekte hayvanların da para ile alınıp satıldığı bugünler ve sizler lanetleneceksiniz ve o günkü insanların yüz karası atası olacaksınız.
Bugün çeşitli platformlarda yazılan yüzlerce mesaj bize ne kadar çok hipokrat insanla beraber aynı dünyada yaşadığımızi hatırlattı.

bütün bunlar bir yana ortada muhtemelen feci şekilde dövülerek öldürülmüş suçsuz ve kendi halinde bir hayvancık var. Eğer söylenenler doğruysa siz kalpsizlerin Allah ayrıca belasını versin!