29 Haziran 2008 Pazar

ilk aski takip eden her ask bir ihanettir ....

sen yoksun
ben yoksun

senin yok olduğunu söyleyebilmem için benim varlığımı gerektiren cümle ama yoksun-um, yokluğun olmasa var olur muydum?

sensiz doğan güneşin ta.........



27 Haziran 2008 Cuma

terketmeyen sevdalar

Avukat M. Teoman Taş (Timofte)

yakın zaman önce trafik kazasında aramızdan ayrılan, http://www.samsunspor.biz/ sitesinin kurucusu ve şahsen tanımasak da aslında tanıdığımız en iyi Samsunsporlu..


mekanı cennet olsun,
emeği geçen herkesi tebrik ederiz..

26 Haziran 2008 Perşembe

Jupp Derwall..


Napoli 61 yıl şampiyon olamadı

Rize deplasmanı dönüşünde başkan Ali Tanrıyar uçakta Derwall ile yanyana oturmuş ve tüm kamuoyu önünde Alman hocaya sahip çıktıklarını göstermişti. Galatasaray yönetimi oynadığı iyi futbola rağmen bir türlü üzerindeki şanssızlığı kıramayan futbolculara ama daha da önemlisi onların başındaki Alman hocaya sahip çıkmıştı. Derwall de basına verdiği demeçlerde bir yere gitmediğini söyleyecekti. Bir anlamda şeytanın bacağını kırana kadar buradayım diyordu. Pes etmek yok diyordu.

Ancak Derwall’in Rize maçından iki gün sonra Hürriyet gazetesine verdiği bir demeç kelimenin tam anlamıyla ortalığı karıştıracaktı. Derwall, muhtemelen bir Alman’ın bakış açısıyla konuşmuştu o gün gazeteye. Bu toplumdaki bazı hassasiyetleri belli ki gözardı etmişti. Sonuçları itibarıyla işin bu noktaya varacağını tahmin etmemişti. Ya da başka türlü söylemek gerekirse burada geçirdiği 3 yıla rağmen Alman toplumu ile Türk toplumu arasındaki bazı farklılıkları tam olarak kavrayamamıştı.

Ve “Napoli 61 yıl şampiyon olamadı, Galatasaray 14 yıl olamamış çok mu?” diyecekti Derwall verdiği demeçte. Ve ikinci olarak Avrupa kupalarına katılmanın da başarı olduğunu söyleyecekti. Bu demeç uzun yıllardır şampiyonluk stresi yaşayan taraftarın bir anlamda zembereğinin de boşalmasına neden olacaktı.

Öfkeli taraftarlar ertesi gün Florya’ya gelerek antrenmanı basacak hatta kimileri hesap sormak adına Derwall’i tartaklayacaklardı. Başta kaptan Cüneyt olmak üzere araya giren futbolcular taraftarı yatıştırmaya çalışsa da ok bir kez yaydan çıkacaktı. Bu gelişme üzerine Derwall “gidiyorum” diyecekti. Üç yıldır büyük imkansızlıklar ve zorluklar içinde uğraşmasına rağmen sadece şampiyon olamadı diye yaptığı diğer önemli işlerin takdir edilmemesine kızan Alman Hoca, Türkiye’den ayrılma kararı aldığını açıklıyordu. Bu beklenmedik gelişme üzerine devreye giren yönetim kendisinden kararını bir kez daha gözden geçirmesini rica edecekti.

Galatasaray 14 yıl sonra şampiyon

Ligin bitimine üç hafta kala Galatasaray Kocaelispor’u yenerken, Beşiktaş’ın Malatya deplasmanında aldığı 1-0’lık yenilgi sonrasında puanlar bir kere daha eşitlenecekti. Sondan bir önceki hafta tam bir gerilime sahne olacaktı. Galatasaray, Antalya deplasmanında 3-1 öndeydi. Maçın artık son dakikaları oynanıyordu. Ve Beşiktaş da İstanbul’da Denizlispor önünde 1-0 galip durumdaydı. Bu sonuçlar daha iyi bir averaja sahip durumdaki Beşiktaş’ın şampiyonluğu için yeterliydi.

Ancak maçın 88. dakikasında Erol’un kullandığı bir frikik Beşiktaş ağlarına gidince o sezondaki her şeyin rotası da değişecekti. Galatasaray son haftaya yeniden lider olarak girecek, Derwall’in yaşadığı olumsuzluklar bir anda unutulacaktı. Ve tüm Galatasaraylılar şampiyonluk coşkusuyla son hafta Ali Sami Yen’e koşacaktı.

Ve binlerce taraftarın izlediği o muhteşem maçta Galatasaray, Eskişehirspor’u Prekazi ve Muhammet’in golleriyle 2-1 yenerek şampiyon olacaktı. Maçtan sonra tüm Galatasaraylılar çılgınca bu mutluluğu yaşarken, Derwall de çocuklar gibi sevinmekten kendisini alamayacaktı . Kazanılan bu şampiyonluğun kariyerindeki Avrupa şampiyonluğundan bile önemli olduğunu söyleyen Alman Hoca, maçtan sonra adeta mutluluktan uçacaktı.

Unutmayacağız !

alt benliğimle intihar denemeleri....


bazı aşklar bitmesi için yaşanır
bazı doğum günleri kötü geçer
bazı romeolar julietleri iplemez
sonu dağlarda biten karanlık yolları sevdim

Bir gün bir bahçem olacak ve zeytin ağaçları yetiştireceğim. Anason , afyon ve zeytin ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve kurtulacağım tüm lanet arka bahçelerden. İnsan olacağım. Sevgili, koca ya da metres olmayı bırakıp; bırakıp araba yıkamayı, bulaşıkçılığı, dost olmayı, insan olacağım. Kimseye yer ayırmıyorum bahçemde, yalnız ve mutsuz olacağım. Gittiğim güne dek hayatın beyin damarlarındaki bir hava kabarcığı olacağım. Bir gün patlayacağım ve her şey sona erecek. Ne güzel, değil mi? Hala hayal kurabiliyor olmak, bekar olmak, her gün kansere, aids’e ve tüm illetlere biraz daha yakın olmak ne güzel. İstersen cevap da verebilirsin, ya da en iyisi sus biraz. Çünkü hep ben konuşmalıyım ki gerçek gibi dursun tüm bunlar. Sahi, bunca ifrit gerçek olabilir mi?

Gerçek olamayacak ne var ya da? Sence, bence ve bencilce. Gerçek olamayacak tek bir an, tek bir figüran girmişse hayatına, gerçeklik seni ne kadar yalanlar. Umurumda değil ne kendi söylediklerim ne de senin bana söylemek istediklerin.Hayatımıza onca zilli girmişti ve birkaç hanım hanımcık yosma. Ki biliyorsun ben hepsinde bir şeyler unuttum ayrılırken. Şimdi düşünüyorum da ne gerek vardı. Ne menem bir haykırıştı o her ayrılık. Hayır, kadınları küçümsemiyorum; onlar zaten küçükler. Küçücük dünyaları hep dar geldi bana. Bense hep kendimi okşadım üşüdüğüm her yanlış durakta.

Büyük serseri büyük vurgunlar yiyendir ve tüm vurgunlardan biraz yitik çıkandır mı demiştin; yoksa ‘ siktir et bunları’ mı?

Eski günlerdeki kadar karanlık olabilseydim umursardım bana vereceğin cevabı; şimdilerde hiç olmadığım kadar net’im, her şey o kadar belirgin ki kimsenin düşünceleri, düşüşleri beni ilgilendirmiyor.

Neyse, bizi nasıl olsa anlamayacaklar dostum. Ardımda hamile bir sevgilim olsaydı yinede düşerdim yola ama kafamda bunca acı varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yinede düşerdim yola ama içimde bunca kirli yalnızlık varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım yinede düşerdim yola ama kendi cesedimi sırtımda taşıyorken kıpırdayamıyorum bile. Bir bira daha söyle de susalım biraz, ki azıcık da gece konuşsun.

Lanet olsun mu derdin en çok yoksa Allah belanı versin mi? Sanırım ben bu iki kelimeyi de bakire bir kızın dokunulmazlığı olarak görüyorum ve sen böylesine küfürbaz olabildiğin için imreniyorum sana. Bu kadarı yetebilirdi belki ama ben ağlamak istiyorum yinede. Eski, küflü bir arabanın arka koltuğunda göz yaşlarım ve kusmuğumdan oluşan bir gölün içinde ölü bulunmak istiyorum...
ama yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.. bir stil meselesi. ya ağzına soktuğun bir 38'lik ya da ölene kadar kendini oksijenle zehirlemek. seçersin ölümünü! çocuk oyuncağı kalır kendini asmalar, over dose'lar, yirmi üç yıllık intiharın yanında.

iki çeşit insan yaşayarak intihar eder.

1) kendi zayıflığı altında ezilecek kadar zayıflar,
2) dünyayı ezip de vazgeçmiş teklifsizler.

geri kalan kalabalığı "siz" ve "onlar" birleşerek oluşturuyor. tüm bir çürüyüşün en can sıkıcı motiflerisiniz; olabilir bu. inkar etmesi güç. siz kalabalık oluşturucular, her bir eylemi kendi üzerinizde deniyor ve enteresan olmaları için çıldırdığınız komik sonuçlar çıkarıyorsunuz. yeri geldiğinde yüksek özgüvenlerinizle ağaçları yerinden söküyor, yeri geldiğinde derin sessizliklere yelken açıyorsunuz. yeri geliyor pek bir paylaşımcısınız, iyi insan'ı oynuyorsunuz, yeri geliyor kötülüğün çekiciliğine güzellemeler düzüyorsunuz.

seviyorum sizi. acıyorum da. öpüyorum. öperim.


K.G

25 Haziran 2008 Çarşamba

Pert olursun..


" Sayın şirketinizce tarafıma yapılan bu ihbar üzerine ilgili servise gidilerek aracın ekspertiz işlemi yapılmış olup, aracın ağır hasarlı olduğu tespit edilerek, Pert - Total işleminin yapılmasının uygun olacağı hususunu bilgi ve takdirlerinize sunarım.. "

be ibne, gidip hayalini kurduğum plakayı alıyosun, bari sonunu yetmişyedi yapma. Allah belanı vermiş işte. bak yetmezmiş gibi benim elime düştün.. sovtajın 3bin ytl bile etmiyor.. plakanın trafikten kaydı düşüldü.. pert oldun pert..

24 Haziran 2008 Salı

tarihe en büyük savaş diye geçsin,.ötümüzle devirdiğimiz dağ gibi aşklar!




aklıma seni gördüğüm o ilk güne lanet olsun diye başlayan;
bir gün gelecek ben bir kuş gibi hür ve kimsesiz
bugünden çok daha mutlu olduğum anda
beni ve aşkımı anlayacaksın
diye biten cümleler geliyor ama yazamıyorum.her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmaya zorlandığı anlar vardı. ben direniyorum.
çok yıldızlı ve çok mavi bir gecede, daha doğrusu, çok yıldızlı
ve bir türlü mavinin ağırlığından kurtulamayan bir ilkbahar gecesinde,
bir şehirde, daha da doğrusu, çok yıldızlı ve bir türlü mavinin ağırlığından
kurtulamayan bir ilkbahar gecesinde, bir şehre doğru iki tekerleğin üstünde
100km/s'in biraz üstünde bir hızla ilerleyen erkeğin kendi rüzgarından belli
belirsiz titremesi ve yalnızca bedenine çarpan gece böceklerinin gövdesinde
bıraktığı izlerin o şehrin herhangi bir yerinde belirsiz bir kadının yaptığı geceye
dair bir resme çok benzemesi, gece böceklerinin kaderini ne kadar hafifletebilir ki...
yaşlı kızılderilinin dediği gibi hayatın bize sunamadıklarını mı sunar,
yoksa bir radyo dinleyicisinin dediği gibi sanat, tıpkı diğer tüm şeyler gibi
yalnızca seks için midir...
yaşlı bir kızılderili ne kadar yanılabilir ?
kimi babaların infilak etmıstır ya oğulları
kimi yalnızlıklar bosunadır
kimi aşklar bitmesi için yaşanır
sen bunları hiç önemseme
git gülümse başkalarına
beni burkulmus bırak
beni ısırılmıs
beni emilmiş
beni intiharlardan çokça korkulan ideolojilerde bırak
biliyorsun
istanbul'un koynuna ancak şarapla girilir....kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu,hergeleyi.iyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı,kıravatlı tiplerden hoşlanmam.ümitsiz adamları severim,dişleri kırık,usları kırık,yolları kırık adamları.küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar.adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış,makyajları akmış,sarhoş ve küfürbaz kadınlardan.serserilerin yanında rahatımdır,çünkü bende serseriyim.kanun sevmem,ahlak sevmem,din sevmem,kural sevmem.toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam....
ilgi duymuyordum.hiçbirşeye ilgi duymuyordum.nasıl kaçabileceğime dair fikrim yoktu.diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa.benim anlamadığım birşeyi anlamışlardı sanki.bende bir eksiklik vardı belkide..mümkündü..sıksık aşağılık duygusuna kapılırdım.onlardan uzak olmak istiyordum.gidecek yerim yoktu ama..intihar?..tanrım,çaba gerektiriyordu..beş yıl uyumak isterdim ama izin vermezlerdi."

K.G






21 Haziran 2008 Cumartesi

Ne istersen iste benden..

Namağlup Şampiyonuz !

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, 2007 - 2008 sezonu Tekerlekli Sandalye Deplasmanlı Basketbol Ligi'ni namağlup şampiyon olarak tamamladı. Galatasaray, playoff final serisinin 2. maçında Cadburry Kent İstanbul Engelli Yıldızlar takımını 84-61 mağlup ederek seride durumu 3-0'a getirdi ve şampiyon oldu.

Kupalara layıksın sen..

20 Haziran 2008 Cuma

Ataköy Ahmet Cömert Spor Salonu
Tekerlekli Basketbol Deplasmanlı Süper Ligi
Play-Off Final Maçı
Cuma 18:00
Kupalara layıksın sen..

17 Haziran 2008 Salı

unutmadık SALO !

Haziran 16

"Eller havaya kalkıp gözler santraya dikildiğinde içimizi burkan sancı hala aynı.."

Mekanın Cennet Olsun Salihimiz..

15 Haziran 2008 Pazar

14 Haziran 2008 Cumartesi

Hoşgeldin Aceto.....


"forma numaları 1’den 11’e kadardı. sağ açık 7; oyun kurucu 10 numaraydı, bilirdik. 1’den 99’a oldu kafamız karıştı. 4-4-2, 4-3-3 ezberdi; 3-5-2 ile tanıştık sonraları. liberolar vardı bir zamanlar, 10 numaralar, kanatlarda defansına yardım etmek zorunda olmayan pırpır açıklar. iki tireyle ayrılan oyun dizilişlerine şimdi 4 tire yetmez oldu: 4-1-1-3-1; 3-1-3-1-2, 4-2-3-1. 2-6-7-8; 4-4-3-3-5. cozuttuk. ön libero yoktu, forvet arkası bildiğin 10 numaraydı. sağ, sol bekin orta yapma kabiliyeti kimin umurundaydı? top meşin yuvarlaktı. yağmur yağdığında kitapta yazandan ağır olurdu. siyah-beyazdı bizde de, arjantin’de de. sonra renk renk ve plastik... mühendis eli değdi, dikişsiz toplar, aerodinamik derken; olan kalecilere oldu. kimi marka toplar hep 90’a takılır oldu.

kramponlarda dinyakos, baba hatıratıydı. adidas’ın alameti farikası üç bant; siyah beyaz kramponlar. onlar da renk renk oldu. şortunun renginin uyduran yeşil, sarı giydi. beyaz giyene faul yaptılar, hakemlere faülü görmedi. hafifledikçe hafifledi, dillerinde futbolcuların ismi yazılır oldu. her hava şartını göre farklı krampon giymek farz oldu. gün geldi zemini tutmadılar; ronaldo, rooney sakatlandı; “işte suçlu bu çift krampon” diye haber oldular. formasını ıslatan futbolcu taraftarın baş tacıydı. teri tutmayan, dışarı atan kumaşlar peydah oldu. rakibin faullerine hakem uyansın, çektin mi elinde kalmasın diye vücuda yapışan formalar moda oldu. tribünde ayakta maç seyredilir, merdiven boşlukları itinayla doldurulurdu. ya tahtaydı oturduğun yer ya da soğuk beton...

skorboard dediğin maçı bedava izleyen birinin değiştirdiği tabelaydı. "dokuz gol atsak tabelası var mı? 10 gol olsa nereye yazacak?" diye dalgası geçilirdi. önce led ekranlar sonra dev lcd ekranlar icat oldu. localar yoktu, yumuşak deri koltuklar da; kaşar-ekmek ayran vardı, karidesli sandviç ve tiramisu’suz statlar şimdi köhne oldu. zemin çimdi, sonra pek suni oldu. her yenilik tutacak demek değildi, suni çim tutmaz oldu. kar yağardı, maç iptal olurdu, alttan ısıtılan zeminlerle bu da tarih oldu. yağmuru, fırtınayı tınlamayan üstü kapanır statlar icat oldu. çok koşan değil; ayağına top yakışan oynardı. futbola dair aklımızda tuttuğum tek rakamlar maçın sonucuydu. sen şimdi bana "alex koşmuyor, ballack, aurelio'dan fazla koşmuş" diyorsun; numaralı'nın gölgesinde yatan, muz ortanın kralını yapan prekazi de sana kalsa topçu muydu?

umudun adı...


bir col firtinasinin ortasinda kumdan kaleler dikiyoruz hergun.kalelerimizin kurdugumuz anda yikilacagini bile bile.hergun bastan yine ve yeniden.inatla dikiyoruz kalelerimizi hergun.varsin yikilsinlar biz yine dikelim.ve incecik saplariyla deli ruzgarlara direnen al gelincikler hediye edelim dostlara ozel
gunlerinde.ve bir gun neden olmasin diyelim...aptalca pesinden gidilesi bir duygu umut ve umudun adı sarı-kırmızı

13 Haziran 2008 Cuma

her hayat bir sorudur

video

* Her hayat bir sorudur..
benimkinin cevabıysa tam anlamıyla bir karanlıktır
bu herzaman böyle değildi,
başlangıçta bazı sorularım vardı..
başlangıçta benim gizemim hala devam ediyordu..

* albüm - sago / romantizma

10 Haziran 2008 Salı

ÖLMİCEZ ULAAAAANNNN!!!!


Ah be koca adamım bunu da mı yapacaktın bana, gözyaşları içinde bana yazılar da mı yazdıracaktın. Oysa ki biz seninle hayata gider yapmayı, zorluklara, hayatın kahpeliklerine, tüm şerefsizliklere hareket çekerek sevdik bu hayatı..

Ama sen koca adam bana yamuk yapıosun. Biz böle değildik. Daha yapacak çok şeyimiz vardı. İtalya'ya gidecez daha inter-milan maçına, Karşı tarafta UEFA finali seyredecez, cümle alem bizi yine manitasıyla oturanlara yan masadan ketçap göndermelerimizle, yaptığımız fırlamalıklarla anacak. Tv'de Avrupa ligini seyrederken rakıyı yine beraber içecez, Akşam sohbetlerinde yine Türkiye'i kurtarcaz yine komplo teorilerimiz olacak. İzmir-İstanbul arası yine mesafe olmaktan çıkacak. Yine acılarımızı mutluluklarımız beraber yaşayacağız. Evdekilerden gizli tribün kovalıcaz. Göz-Göz tezahuratı yapmaya devam edecez. BENİ YARI YOLDA BIRAKMAYA HAKKIN YOK be koca adam..

Dün bana telefonda sölediklerin rüyalarıma girmeye başladı. Sikerler öle kanseri de lösemiyi de. Bu kadar güçsü değiliz be koca adam. Yenecez bunu da. Biz beraber neleri atlatmadık ki bunu atlatamayalım. Müge attığı mesaj da 'O artık koca adam değil iyice zayıfladı' demiş. Olsun ulan sen yine koca adamsın. Eninde sonunda yine alırız o kiloları. Hep yaptığımız şey değil miydi yer, içer, sıçmayız yine şişeriz be.

Ah koca adam kelimelerimi bile bitirdin ya. Yazacak bişi bulamıyorum sana. Aslında çok şey var anlatılacak, sölenicek, yazılacak ama kuruyorum, susuyorum, boğazımda düğümleniyor kelimeler. İki damla gözyaşım ve ben varım sadece. Sakın yamuk yapma be Koca adam...

8 Haziran 2008 Pazar

pesindeyiz 1 yaşında..


sabah ile akşam; ak ile kara gibi değildi uzun süredir...yine önemsiz ve kişiliksiz zaman dilimlerinden birinde gözlerini açtı, duvar kağıdında bir bölgeyi şişman,güneş gözlüklü birine benzetti; bu benzetiş ise "çocukluktaki buluttan şekil yarat" benzetişine göre çok kaygı doluydu...yatağından kalktı,bir süre terliğini aradı, ters de olsa giydi terlikleri oturma odasına yöneldi her zamanki önceden programlanmış robot edasıyla... oturma odası her zamanki loşluğu ve birşey anlatmak istemezliğiyle karşıladı onu, ne olurdu bir gün de birşey söyleseydi oturma odası?acaba nereye otursam beni daha az mutsuz eder?her zamanki yerine geçti;yani altında atmaya kıyamadığı, güzel poşetlerin olduğu koltuğa... bir süre öylece duvarlara baktı; dünün gazetesinin gözden kaçırdığı yerlerine bakmak için doğruldu ama sonra daha eski gazeteler yerine aceleyle yemek masasına serdiğini hatırladı dünkü gazeteyi...üzerindeki ekmek kırıntılarını silkeledi, salak yarışmalardan birinin yıldız adayının kafasına domates suyu damladığını görmek garip bir şekilde mutlu etti onu...
"deliksiz olmayan uyku göstergesi yıldızlar" her ne kadar gözünün önüne baraj kurmaya kalksa da gazeteyi okumayı tamamlayıp,mutfağa yöneldi...yalnız adam evinin en çok yüklenilen mutfak gereci çaydanlık, her zamanki çilekeşliği ile duruyordu...demliği aldı,çöpe yöneldi...süzülecek suyu kalmayan çay artığını birkaç sert darbeye rağmen demlikten ayıramadı, belli ki demlik artık bir günlük aşk yaşamak istemiyor, bu seferki çay kalıntısından ayrılmaya direniyordu, ama bu direniş uzun sürmedi...çayı koydu;dolaptan zeytini çıkarırken aklından bir zamanlar toplumsal içerikli filmlerin bir numaralı malzemesi olan zama gönderme yapılan bir replik geldi: "vay be zeytin..kim derdi seni bir gün kavanoz müzesine koyup seyredeceğiz..."; hüzünlü komedyenlerden birine aitti bu replik...
bu kez daha eski bir gazete bulup masaya serdi...oldum olası kahvaltının yeri ayrıydı onun için...doymanın önemi olmazdı kahvaltı esnasında...gerçi, çok fazla birlikte vakit geçiren iki sevgili gibi, eski heyecanı bulamıyordu ama,yine de aşkın yerine ilişkiyi besleyebilecek birşeyler koyabilmişti...süzgecin üzerindeki çay taneleri ve zeytin çekirdekleri ,artık kahvaltının sonunun geldiğini hatırlattılar…
giyinmek üzere yatak odasına gittiğinde birden perdeyi aralamak geçti içinden; kalın perdeyi araladı...hüzün loşluğunu dağıtan umut sızdı içeriye...nereden ağzına dolandığını bilmediği bir şarkıyı ıslıklayarak tüp başlıklarını kontrol etti,anahtarını aldığına emin oldu ve kapıyı çekti...

iyi ki doğduk.....

3 Haziran 2008 Salı

Satılık Profesyoneller..


2001 yılının bir mayıs günü ellerimizden kayıp giden şampiyonluğu satan iki adamdan biriydin. Biri döndü dolaştı özür diledi, iki büklüm oldu, yediği onca küfrü sodasız hazmetti kürkçü dükkanına geri döndü utanmadan.Vefalı camiadır ya GALATASARAY onun güveni vardı heralde çıkıp giderken. Bugün satıp gidersin, arkana bakmazsın, televizyonlara çıkıp 'Avrupa da oynamak her zaman hayallerimi süslerdi çok mutluyum' dersin, lig başlar hayallerinin! takımında kadroya giremezsin, devre arası olur floryayla başlarsın tekrar dirsek temasına. Sonra gazetede röportajın patlar. 'Benim içimdeki GALATASARAY sevgisi hiç bitmedi', 'Ne zaman çağırırlarsa göreve hazırım' kıvranmalarına götüyle güler herkes. Dedik ya biri kıvrandı, boş sözleşme dedi, affedin dedi geri döndü vefası BÜYÜK! GALATASARAY camiasına. Hemd e o yıl gözü paradan ve gideceği takımdan başka bişey görmeden, mayısın 13'ünde sattığı şampiyonluktan sonra..


Olayın ikinci kahramanı da sendin. Elinden tutup Zeytinburnu'ndan seni bu camiaya getirenlere, büyük paralar kazanmanı sağlayanlara, isminin Türkiye'de ve dünyada konuşulmasının tek nedeni olan GALATASARAY'a ihanet ettin sen de o bir mayıs günü en sevdiğin arkadaşınla birlikte. Şimdi suyun öteki tarafında analarını, babalarını sorguladığımız bir camiaya gidiyorsun. 2001'in 13 Mayıs'ında bu taraftarın gördüklerinden sonra kendine en yakışanı yaptın. İçimiz rahat. Çünkü bir gün senin de bu camiaya geri dönmen bizi o kadar endişelendiriyordu ki..!

' Satılmış! bir camiada, satılmış! ruhunla, profesyonel! futbol yaşamında başarılar belözoğlu..'

1 Haziran 2008 Pazar

başımız sağolsun..

Uğurlar Ola süper babaanne..
başın sağolsun maje..

Sen iste havuza girelim..


Şampiyon Galatasaray!

Galatasaray Sutopu Takımı 2007-2008 sezonu Türkiye Deplasmanlı Sutopu Ligi'nde namağlup olarak şampiyon oldu.Galatasaray Olimpik Havuzu'nda karşılaştığı İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nü (İYİK) 12-0 yenerek Play-Off final serisinde durumu 3-0'a getiren ve şampiyonluğunu ilan eden Galatasaray'ı kalabalık bir taraftar grubu destekledi.
2007-2008 sezonunda namağlup olarak şampiyon olan takımımız toplamda 28. kez, Türkiye Deplasmanlı Sutopu Ligi'nde ise 14. kez şampiyonluğa ulaştı.

foto&haber : galatasaray.org

Buenos Aires'e sevgilerle..

americadan, ispanyadan, almanyadan, macaristandan siteye sürekli girilmekte. yan tarafta görmüş olduğunuz world map'te siteye girenlerin lokasyonunu görebiliyoruz.. sürekli olarak burdur'dan, edirne'den, ısparta'dan
ankadan, gazianteplerden, antalyalardan ayrica samsun'dan hatta ve hatta adana'dan okunduğumuzu bilerek yazmaya çalışıyoruz. ancak, buenos aires'ten bu götü boklu siteye kim girer, kim tuşlar çıkaramadık.. burada biz bizeyiz.. argentina'dan takip eden arkadaş bize mail atarsa şükranlarımızı bir borç biliriz. öte yandan, bugüne dek, türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından bu blogu takip eden herkese teşekkür ederiz..
blogu takip edenler arasında bizi yakından tanıyanlar bilir fakat tanımayanlar için şunu söyleyeyim kendi adıma; biz bir grup değiliz ve hiçbir zaman bir grup olmadık, olmayacağız da. biz bir arkadaş grubuyuz, gece gündüz, yaş veya kuru demeden içen kafası güzel gezen ve hayatı siklemeyen bir arkadaş grubu olduğumuzu zannetmekteyiz. bu şekilde de devam etmeye çalışacağız. hepinize teşekkkürler..