30 Ocak 2009 Cuma

Yollarda bulurum seni..


İyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
``hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez`` mesela
yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda..
.
31.01.09
Denizli Atatürk Stadı
19:00

Koğuş kalk karşıla kardeşlerini.Geliyoruz!

28 Ocak 2009 Çarşamba

26 Ocak 2009 Pazartesi

öğrenilen hiçbir şey unutulmaz!


şimdi sana dair ne varsa çocukların erişemeyecegi yerlere uzaklara çok uzaklara kaldırmaktayken... bir yandan da ders bakarken, eski dost Fyodor Mihaylovic çıktı o tozlu raflardaki yerinden...

"kendini az buçuk bilmek ve yaralamak gerek. temel prensip kendini sonsuzca aşağılamak, özsaygını yerle bir etmek, kendini acımasızca zebun bir hale getirmektir, o kadının karsisında. oyle ki, kadın senden tiksinsin, en ufak bir insani duygusu kalmasın sana karsı. sadece acınacak bir zavallı olarak gorsun seni. oyle batır ki kendini artık en zavallı noktaya gel,onun gozunde, ama bunu taktik olarak yap, puf nokta bu. bir planın parçası olarak yap tüm bunları. oyle sulu sepken,gonulden paspas olma. işte paspas oluyorum ve paspas olarak, kendimi horluyorum de. oyle yap ki bunu, artık kendinden tiksin, kendinin o halinden utan, o halin aklına gelince yuzune battaniye falan ört o derece. o ani hatirlamak senin icin olumcul, o ani unutmak ise en buyuk istegin olsun. o unutma isteği oyle bir hale gelir ki, kendinin o aşağılık halini unutmak kadını unutmak olur. cunku kadin tanik olmustur ve olmesi gerekir. bu bir. ikincisi, bu horlama isini bizzat bilakis kendin yapmissin. seni kimse asağilamadi. sen yaptin, sadece kendin. kimse seni, senin kendini asağılayabileceğinden fazla horlayamaz. en dibe sen götürdün kendini. bu duygu ozguvendir. kendi gucunun sinirlarini kendi kendine cizmektir."

şimdiden zamana bırak ya da başkasını bul dediğinizi duyar gibiyim.... oysa kutsal kitaplarınız bile bunu söylüyor; sizi zamandan başkası öldürmüyor ( Casiye Suresi 26 )... başkası mı? unutmak için başkalarının kanına girmek terbiyesizliktir ve kişinin kendisine yaptığı bir saygısızlıktır.

Unutmaya çalışmak kavramımızda hatalar olduğunu düşünüyorum hem... birini unutmak gerekliyse unutmamak icin gereken seyleri yapmamak yeterli. Nihayetinde aktif bir surec degil pasif bir surectir yasanan.... o yüzden
-film falan izlenmemelidir. nitekim bazı karakterler ve sahneler birşeyleri çağrıştırabilir.
-duygusal ağırlıklı şarkılardan mümkün mertebe kaçılmalıdır.
-sürekli güzel yanlarını düşünüp zaten geri gelmeyecek olanı bilinçaltında bir melek yapmanın alemi yoktur.
-kafa boş bırakılmamalıdır mümkün olduğunca işle güçle meşgul edilmelidir.
-şu kafaya iyi sokulmalıdır ki zaman en güzel çaredir. kimse kolay olacağını söylemiyor zatenleri dinlemeyin..... İllaki unutmak istiyorsanız yukarıdakini uygulayın ama bence en iyisi mi siz unutma konusuna da bu kadar takmayın... bu "eski" sevgiliyi unutmaya çalışmanı sağlayacak kadar , bu yolda herşeyi yapmaya hazır hale getirecek kadar gözünü bürüyen nefret nedir. bir insandan bu kadar tiksinmeyi istemek nedendir. nasıl başarırsınız.
anlamıyorum ki bu eski sevgililer ne yaptı arkadaşım. ananızı babanızı mı öldürdü? böbreğinizi mi çaldı , evinizi mi kundakladı? paralarınızı mı çaldı. ne yaptı amına koyıım? nedir bu manyaklar gibi nefret edip unutmaya çalışma yolları aramak.
ulan sen sevdin onu hatırlamıyor musun?
takıldınız ettiniz. gezdiniz tozdunuz. seviştiniz üzüldünüz.
daha ne lan sonunda bitti işte. daha neyin kavgası, neyin derdi bu.
kim öğretti olm size aşkın sadece mutluluk olduğunu ?

Yeter yahu günlerdir, unut onu unut onu.... Lan ne manyak bir bakış açınız varmış insan ilişkilerine....

Saygılar

I wear my sunglasses at night
So I can, So I can
Watch you weave then breathe your story lines

I wear my sunglasses at night
So I can, So I can
Keep track of the visions in my eyes

StorkNest Street


Özlüyoruz.biz

25 Ocak 2009 Pazar

İyi Ki Doğdun aliyavuz!

video

Peşindeyiz yorgancı!

22 Ocak 2009 Perşembe

Sen Bir Adım At Yeter


Galatasaray erkek voleybol takımı. Geçen seneki kısmi başarı ve geçmişe göre mukayese edersek yakalanan göreceli istikrar ile Avrupa kupaları bileti aldı kim bilir kaç vakit sonra. Sezon başı bir türlü oluşturulamayan bütçe, geciken transferler ile bulanık bir giriş yaptı aslında. Yeni yapılan ve tribün yapısı hoşumuza giden bir salona geçiş yapıldı. Gün itibariyle ligde kendisiyle kıyaslanamayacak bütçe sahibi malum takımın bir basamak altında, kafası başka branşa basmayan futbol taraftarı gözüyle orta sıralarda.

Tekrardan nakletmeye gerek yok, voleybola gereken ilgiyi pek gösteremedik. Çokça da oyuncular ilgiyi haketmedi. Hep soğuk geldiler bize, jenerasyonumuz dahilinde bizi sürükleyecek kalıcı gelişimler hiç göremedik, her daim bir Paidar narası çınlatıldı kulaklara. İzlemedik ama özledik, belki o zaman voleybolda taraftarın kupaya hasret demeye yeltenebilirdik.

Fotoğraf, geçen hafta ismi tuhaf Avrupa kupasında oynadığımız Cai Teruel maçından. Karşı tarafta boya izi gibi duran yaklaşık 30 40 kişi, İspanya'nın bu kasabasından Burhan Felek'e deplasman yapmış Cai taraftarı. Kendi salonunda oynayan Galatasaray ile aşağı yukarı denk sayıda. Voleybol takımlarına bizdeki futbol ayarında bakan bir kasaba ve muhtemelen yine sokakta eşleşme değerlendirmesi yapan insan kitlesi. Takım da kupanın favorilerinden, son maçta Barcelona'yı yenip kendi liglerinde liderliği kapmışlar.

Geçen haftaki maçı 3-1 kazandıktan sonra, geçtiğimiz akşam İspanya deplasmanındaydık. 2-0 geriye düşüp canınız sağolsun dedirtirken usul usul, maçı çevirip 2-3 kazandık ve tur atladık. Bu maç çevirme hadisesi voleybolda zor bir eylem gibi gözükmekle birlikte, yakın tarihte malum takımla oynayıp aynı şekil şemalde çevirip yüzleri güldürdükleri maç da hafızalarda.

Gelecek turdaki rakip Yunanistan'dan Patras. Maçlar 11-18 Şubat arası, bir tanesi de elbet Burhan Felek semalarında.

Teker teker geçiyoruz turları..

21 Ocak 2009 Çarşamba

Yolun sonu..

2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Egitim-Öğretimle İlgili Maddeleri


--- Öğretim süresi:

--- Madde 44- (Değişik: 10/12/1988-3511/1md.)

--- (Değişik birinci fıkra: 7/6/1995-4111/1md.) Yükseköğretim kurumlarında, ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenim yapan öğrencilere bu öğrenimlerini tamamlamak için tanınan azami süreler iki yıllık ön lisans için dört, dört yıllık lisans için yedi yıldır. Öğrenciler normal eğitim-öğretim süresi beş yıl olan programları sekiz yılda, altı yıl olan programları ise dokuz yılda tamamlamak zorundadırlar. Ancak, bu süreler sonunda; kayıtlı olduğu öğretim kurumlarından mezun olabilmek için son sınıf öğrencilerine, başarısız oldukları bütün dersler için bir bütünleme olmak üzere iki ek sınav hakkı verilir. Bu sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarı yıl, ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız öğrencilere dört yarı yıl (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim yılı); Gülhane askeri tıp akademisi öğrencileri hariç, üç veya daha az dersten başarısız olanlara ise sınırsız, başarısız oldukları derslerden açılacak sınavlara girme hakkı tanınır. İzledikleri programdan mezun olabilmek için gerekli bütün derslerden geçer not aldıkları halde yönetmeliklerinde başarılı sayılabilmeleri için ön görülen not ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişkileri kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri son iki sınıf derslerinden sınırsız sınav hakkı tanınır. Bunlardan uygulamalı, uygulaması olan ve daha önce alınmamış dersler dışındaki derslerle devam şartı aranmaz. Açılacak sınavlara, üst üste veya aralıklı olarak toplam üç eğitim-öğretim yılı hiç girmeyen öğrenci, sınırsız sınav hakkından vazgeçmiş sayılır ve bu haktan yararlanamaz. Sınırsız hak kullanma durumunda olan öğrenciler, öğrenci katkı payını ödemeye devam ederler,ancak sınav hakkı dışındaki diğer öğrencilik haklarından yararlanamazlar. açık öğretim öğrencileri, öğrencilik haklarından yararlanmamak kaydı ile bu sürelerle kısıtlı değildirler.

"hadi arkadaşlar, bırakın kalemleri.. sınav bitti.."

Ertelenmiş Sevdalar


umudun bir sonraki tura bırakılıp, hasretin perçinleştiği zamanlara yelken açtık.

gidilmesi gereken ama gidilmesi zor yerlerin bu kadarda zor olabileceğini, üst üste gelen kötü rastlantılar ve imkansızlıklar sayesinde görmüş olduk..

kahvaltıyı pas geçtik, öğle yemeğinde ordayız allahsızlar..

ne bu yollar anladı beni yar ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bilsen...

20 Ocak 2009 Salı

Yuvarlağın Köşeleri


''Kendisinden uzak kalmış olanlar çok bağırır.''


Günlerden bugün, kendimize yanaşma gayretlerimiz adına belki de;


@Aydan Siyavuş 20.00

19 Ocak 2009 Pazartesi

Pecorin...


yazgım böyle benim!
herkes, çocukken de yüzümde kötülük işaretleri buluyordu,bunlar yoktu aslında,
ama seziliyorlardı, onlar da oluştular.
ben alçak gönüllüydüm, beni oyunbazlıkla suçluyorlardı:
suskun biri oldum.
iyilik ve kötülüğü derinden algılaya biliyordum:
kinci oldum.
sevinçsizdim,diğer çocuklar, neşeli, konuşkandılar; kendimi onlardan üstün görüyordum,beni onlardan aşağı görüyorlardı:
kıskanç oldum.
bütün dünyayı sevmeye hazırdım,
beni kimse anlamadı:
bende nefreti öğrendim.

şenliksiz gençliğim,
kendimle, dünyayla dalaşmakla geçti;
en güzel hislerimi alay edilmekten korkarak,
içimin derinliklerine sakladım:
onlar da orada öldü.
doğruyu söylüyordum,
bana inanmıyorlardı:
aldatmaya başladım.
dünyayı, toplumun alışkanlıklarını öğrenince yaşambilimde uzmanlaştım;gördüm ki diğerleri benim olanca çabamla edinmeye çalıştığım çıkarlardan bedavaya yararlanarak, emeksizce mesut oluyorlardı.o anda kalbimi bir ümitsizlik kapladı, bu, tabanca mermisiyle iyileştirilecek bir ümitsizlik değil, incelikli,yalın bir gülümseyişle kapatılan güçsüz bir ümitsizlikti.

"kadınları sevmemek için onları küçümserim. aksi durumda yaşam çok anlamsız bir müzikli üzgü olmaz mıydı?"

"ruhum mu dengesiz, yüreğim mi kötü bilemiyorum. belki de toplum ruhumu bozdu, ne bileyim! düşüncelerim o daldan bu dala atlıyor; karasız, endişeli, şüpheci...
kalbim doymak nedir bilmiyor, bir şeyle yetinmiyor. mutluluğa alıştığım gibi acı çekmeye de çabucak alışıyorum. bu nedenle hayat gözümde git gide anlamsızlaşıyor.

evet ben ruh dünyamın o çağını hani kalbin birisine çılgınca tutulup tüm benliğini verdiği, yalnız mutluluğu bunda aradığı, sevme gereğiyle çırpındığı o çağı çok geride bıraktım.
şimdi yalnızca sevilmek istiyorum. sürekli bağlılık bir yana, kısa sürelisi de yetsin artık.
sevdiğim kadının tutsağı olmayışım tuhaf gelmiştir bana. her zaman kalpleri ve iradeleri üzerinde rahatlıkla sarsılmaz bir egemenlik kurdum. bu neden böyle? hiçbir şeyi önemsemeyişimden mi? yoksa beni her an ellerinden kaçırmaktan korktukları için mi? yoksa bir güçlü büyüleyici etkenliği mi? veya duygularına gem vurabilecek direngen bir kadına rastlamadım ondan mı?"
ben, manevi anlamda sakatlandım:
ruhumun yarısı ölüydü, herkesin emrine hazır biçimde yaşıyordu;bu durum kimsenin dikkatini çekmedi,çünkü onun yıkıma uğramış yarısının yaşadığından kimse haberdar değildi.
ama siz şimdi ona ilişkin anıları uyandırdınız,ben de size onun kabir kitabesini okudum.çoğu kişiye kitabeler komik
görünür, ama bana değil, hele onların altında gömülenleri anımsadığımda...
fakat düşüncemi onaylamanızı istemiyorum:
bu davranışımı komik buluyorsanız lütfen gülün, size şunu anımsatırım ki bu, beni, asla kırmayacaktır."

Zor Seçenek..


Yırttım attım artık bütün dönüş biletilerini..
yorulmalardan,susmalardan,sıkılmalardan,yargılardan,hoyratsızca erittiğim zamanlardan,her
yeni sayfaları yırtmalardan,eğrisi doğrusu nedir diye sormalardan bıktım artık bu
kararlardan.hayaller bünyeye fazla gelmeye başladığında yetinmek duygusunun ağır bastığı
anlarda işte senin giriceğin kap bu dediklerinde çalmaya başlar hayatın en sinir bozucu çan
sesleri.ve en keskin dönüşlerde karar mekanizmasını karıştırır birilerini tatmin etme
içgüdüsü.mantığın prangasından kurtaramayız hislerimizi bir yol ayrımı başka bi yol ayrımıyla
kesiştiğinde kişide pes etme kaygıları hat safhaya vardığında lanet olsun haykırışları baş
göstermek için can atar işte bu an çekip gitmek için en bulunmaz zaman değilmidir sanki...

Hrant Dink...


Önce tüm toplum tarafından sosyal ve entelektüel idam, ardından da infaz… bir insan düşünün ki, düşünceleri beğenilmediği ve ‘ülkü’ ile, ‘yapıla gelen’ ile ters düştüğü için bir takım insanlar tarafından hakarete, aşağılanmaya, dışlanmaya ve tehdide maruz kalıyor.. bir insan düşünün ki bütün bu sürecin psikolojik işkencesini yasarken, bazı başka insanlar onu bu duruma düşüren, yapmış olduğu hataları tartışıyor. daha da beteri, ‘meşru olanın’ hak sahibi olan ve umursamaz, eleştirel veya kızgın insanlardan oluşan topluluk o insana kendinden şüphe ettiriyor! bir insan, başka bir tarafa bakıyor, diğerleri yargılıyor. bir insan sorguluyor, diğerleri ayıplıyor. bir insan ‘hukuk’ derken, diğerleri 301 kere gülüyor.. bu insan, insanlığın başından bu yana hep bunlara maruz kalıyor… ve kimi zaman da bir takım ‘haklı’ sebeplerden dolayı öldürülüyor… bu insan sensin, bu insan benim, bu insan o... konuşarak tartışarak, anlatarak dinleyerek, öğrenerek öğreterek, yazarak veya okuyaraktan fikrî paylaşıma ortak olmayı seçen ve bunların dışındaki yolları ‘insan’ın hayrı için ‘insan’dan uzak tutmaya çalışan insanların kaderi midir haysiyetsiz kabadayılar ve onların zavallı yalakaları tarafından tartaklanmak, itilip kakılmak, ‘ortadan kaldırılmak’? hazin bir olay, çok rahatsız edici ve bir o kadar da korkutucu. hrant dink iki yıl önce bugün saat 15:19’da öldürüldü.. başta ailesine ve yakınlarına olmak üzere, insana ve düşünceye saygıya inanan herkese sabır ve başsağlığı diliyoruz.. yüreği sıkıştırıp , paramparça eden şey ise bu ayakkabı.. evet yoksulluk her zaman acıdır.. yoksulluk her zaman iç acıtır.. hele ki ölümle birleştiğinde... normal bir insanın gözyaşlarını koyverir de ya bu fotoğrafa bir ömür bakacak olan kızını ne hale getirir ... oysa ki babalar kızlarının en büyük sevgilisidir.. nasıl bir baba olursa olsun.. kaldı ki gurur duyulan bir babaysa eğer, hiç incinmesin ister kız çocuğu babasının.. ister ki babası hep dimdik dursun.. hiç titremesin elleri.. hal böyleyken, biz hrant dink'in bu fotoğrafında bin beter bir üzüntü yaşamışken, biz asla tahayyül edemezken babamızı böyle görüp de nasıl davranacağımızı.. delal dink'in bu fotoğrafı gördüğünü , gördüğü anı da asla tahayyül edemiyorum, etmek istemiyorum.. herşey bir yana bir baba yerde yatıyor, babanın ayakkabısı delik... babanın ayakkabısının delik olması kimi zaman gurur vericidir, hele ki böyle bir kişiysen, hele ki işine geldiği gibi atıp tutanlar maddi durumla iligili de atıp tutmuşken.. ama bir kız çocuğu bazen bir ömür rüyalarında görür babayı, babasının ayakkabısını.. bir ömrü çok erken tamamlamış bir baba ve öldüğünde bırak hayatını rahat ve zengin tamamlamayı, ayakkabısı delik... bir baba ki ömrü zindan haline getirilmiş zaten, kendi hayatından geçmiş sevdiklerinin hayatının tasasını tutmuş.. bir baba ki, hayatına hatta ailesinin hayatına mal olabileceğini göre göre kalacak kadar severken vatanını, vatan haini ilan edilmiş.. ürkek bir güvercin olmuş.. bir baba ki kimbilir nasıl öper koklardı çocuklarını.. karısını..umarım bu fotoğrafı görmezsin delal kız. ama oldu ki gördün yine de için sızlamasın.. bu ülkede bazı babalar ayakkabıları delik ölür bazen, bir ömrü delik ayakkabılarla tamamlar da yürekleri, beyinleri en ufak bir çizik barındırmaz... bu ülkede yanan ciğerleri görmez çoğu gözler, bir ananın, yarin, evladın çığılığını duymaz.. işte o ayakkabısı delik babalar ömürlerini koyarlar o görmeyen gözleri, duymayan kulakları açmak uğruna.. o babalar en güzel mirası onurlarını bırakırlar banka hesapları yerine.
sen ağla, ağla ama asla yıkılma delal kız... bu babanın kızına dik durmak yaraşır...

18 Ocak 2009 Pazar

Zaferlere Bu Şarkıyla Koşarız


Sessiz, sedasız, senden sonra geçen saatleriyle pek kifayetsiz bir Bağcılar sabahından geriye kalan;

TSBL Galatasaray 86-44 İzmir BB.

Rüzgar eser,
Kasırgayız yıkarız,
Engelleri hiç tanımaz aşarız!

16 Ocak 2009 Cuma

utanmasan da arlan !


Gazze'deki Birleşmiş Milletler Binasına bomba düştü.... Bunu da gördük...

15 Ocak 2009 Perşembe

Fuck War...


Peace is something we can create only if we articulate it at a significant aspect of our life

13 Ocak 2009 Salı

Gidilmesi gereken zor yerler var volume 3


dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma....kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.yolcuya bakıp, yolunu tanıma.yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal....."en doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. aldırma....ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.dostum, yollar yürümek içindir. fakat, şu gerçeği de hiç unutma:yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.aldırma, yürü. göğsün-müze yüreğimizden başka muska takmayacağız. vahiy haritamız,nebi kılavuzumuz,akıl pusulamız,iman sermayemiz,amel azığımız,sevgi yakıtımız,ahlâk karakterimiz,edep aksesuarımız,merhamet sıfatımız,şeref ve izzet adımız olsun.doğru yol:insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.unutma, tevbe özeleştiridir.her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.yön tayini sık sık gerekli olabilir."haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir."

H. Cibran

Bize uzak diyorlar... o yol çok uzak gidilir mi? uzak nedir?
kendinin bile ücrasında yasayan bizim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

04.02.2009 biz gene malum yerdeyiz.... hep peşindeyiz

11 Ocak 2009 Pazar

Yollar Kördüğüm Düğümlense


Bilinmedik bir diyar, arşınlananlar listesine yeni bir çizik atılacak salon vardı rotada. Beklentilerin üstü bir rakam karşıladı kapıda, tanıdık suratlar baki. Dağlar duvar olsa önüme ile giriş yapıldı salona. Alışılmadık üzere dengede seyreden maç ve bir türlü ruha sızmayan kuşku duygusu uzunca bir süre kapladı gelişme bölümünde. Bellekte beste hacmi yoklandı, birer birer söylenmeye gayret edildi, her ne kadar mevcut skor gidişi bizi saldır temasına iteklediyse de. Sonucu bildirmek yersiz, mevzu bahis skor olabilir ancak.

TSBL Saran Anadolu 57-69 Galatasaray.
Sensiz inan geçmiyor ki günlerim!

9 Ocak 2009 Cuma

Düştük Yine Peşine..!



Tekerlekli Basketbol Ligi 4. Hafta Karşılaşması

Saran Anadolu (Çakma febe) - Engelsiz Aslanlar

11 Ocak Pazar 11:00

İTO Spor Salonu / Yakacık


Adres: Cumhuriyet mahallesi zeytinlik caddesi seza sokak No:1 Yakacık /KARTAL

Hoscakal Planet XL..


bir veda yazısı yazmak gerekti, yazmak ne kadar zor... yaşanan onca anı satır başlarında doğup satır sonunda ölüyor...kimi zaman ses..kimi zaman bir koku..bir gülüş..bir öpüş.. esmer bir çocukla kıvırcık saçlı bir kızın sarılması, bir yatağa 3 kişi sızıp kalmalar, deplasmana sabahlamalar, kurulan onca hayal ve anlatılan bir ton hikaye dolduruldu kutulara ve kalkışa hazırız...

her son bir başlangıçtır desturuyla çıktık yola..
ben bunu bir ayrılık saymıyorum
bir bulusma sonrası yeni bir bulusma icin merhaba demek icin hoscakalın....


Esas Oğlan

____________________________________________________________________________________


Sultanahmet'te sarayin bahcesinden cikip Uskudar'da dogan Ortakoy'de batan bir gunesin hikayesiydi aslinda bu.Kavgamizin sehrinde en sessiz kacislarimizin,en dibe vuruslarimizin,en mutlu gunlerimizin ustune cati koyulmus haliydi Karacaahmet'in ortasindaki ev,bize gore planet x..

Her evin kendine gore bir hikayesi vardir ya buraninda baskaydi hemde bambaska.Salonun ortasinda spreylerle bogulurcasina boyanan pankartlar,dunyanin cesitli memleketlerinden konaklamaya gelen sayisiz insanlar,ev halkinin disinda kendi evi gibi benimseyenler,ben bir geciyordum da ugradimlar,duman alti evde sabah ezanini karsilamak isteyenler..

Hikaye burda sayisiz yasananla kalmadi elbet.Semt degisikligi,planet x'ten xl'a dogru bir gecise ortam hazirladi.Ortakoy sirtlari meskendi bu sefer yeni kale icin.istanbul'un bize ait olan tarafina gecis pesinden degisikligi,belkide eskiye gore dahada mutlulugu getirecekti.Mutlu olunmadimi olunduda aslinda.Kimlerin gelip kimlerin gectigi yine belli olmayan bir surec yasadi planet.Yeri geldi mutluluga,sevince,umuda boguldu yeri geldi huzunlerin cig olusunu,her sigara dumaninda bitisleri gordu.Bir karnaval havasida mevcuttu uzunca.Istanbul'un onca sicak ortamina inatla bir ufo isitici ile insanlari kucucuk bir ortama toplamayi cok iyi basariyordu.Deplasman oncelerinin,yillik khalkedon seanslarinin oncesinde sabahlamalarada kucak acti cokca.Diyorum ya neresinden tutup anlatsak hikayeleri bitmez.

Ama hikaye en sonunda bitti.Dayanilmasi,katlanilmasi icin neden kalmayisi,nedensiz cekip gidislerin,sorgulansada icinden cikilamayislarinda etkisiyle herkesin icinde bisiler biraktigi planet xl seruveni bitti.Bu gidis elbetteki ebediyen olmayacak.Ama bundan sonra kurulacak dunyada planet'in mutlulugundan nasiplenen sonrada ardin sira gidenler,aci verenler,yuzundeki maskeleri cikarmayanlar olmayacak...

"Hangi halimizle olursa olsun gelisimize ses cikarmayan,en sevincli,en uzgun gunlerimizde bizi kucaklayan dunyaya elvada deme vakti.Yasananlar unutulur mu ulan.."

ultrAs!
_____________________________________________________________________________________


planet x yani karacaahmetteki o eve ilk kez girdiğim gün hala aklımda. juan miguel'li günler, sebastiana sövmeler, pankartı boyamaya gelen rus muydu alman mıydı neydi diğer eleman. ilk geldiğim gece oturup green streeti izlemiştik. yerlerde yatıp uyumuştuk, çoğu zaman sabahlamıştık. özellikle burhan felekteki voleybol maçları öncesi ve sonrası ekibin toplanma yeriydi. karargah gibiydi. sonra planet xl geldi. bi veda bile edemeden gidiyor şimdi. üçüncü turda elendiğim gecelerim.. rutubetine kurban olası gelir insanın öyle bir ortamı varken bu kadar güzel bi evin. ama artık bize ayrılan sürenin yine sonuna gelmişiz. sonuna eklenen bi süre yok. artık ortaköy diye bi yer yok.. güle güle xl !


"bir ufacık dünyam vardı, bak onu da eller aldı.."

voda..

_______________________________________________________________________

İlk kez bir cumartesi gecesi katmerler dönüşü tanıştım X ile.. Miguelin verdiği çözüldü haberi ile koşa koşa gitmiştik.. daha sonra bir iki defa daha gittikten sonra XL olduğu haberi gelmişti.

en son XL gecemiz ise efsane olmaya adaydı. hemen hemen tüm peşindeyiz ahalisinin beraber olduğu geceydi. Sezon başıydı ve sezonun açılışını yapmıştık. fakat nerden bilebilrdik ki aynı zamanda da kapanışını yapmışız..

canavarlarınla, rutubetinle hafızalardasın.. elveda XL

patriot
________________________________________________________________________
buralardaki hayattan vazgeçip oralara göç edicem bir gün" diye kendi kendime yazdığım senaryoların çekim merkeziydi XL.Güzel günleri orada göreceğimizi düşündüm hep ki zaten içinde barındığım bütün günler güzel geçti.İlk misafirliğimde ev sahibinin "kardeşim ağır misafirdir hürmette kusur etmeyin" talimatıyla birlikte kendimi alt katta bulduğumda,"neydi burayı yukarıdan daha güzel kılan acaba diye düşünmüştüm uzun uzun..şimdi anlıyorum heralde.
Faili meçhul bir canavar gibi gördüğüm rutubetleri derince içime çekmeden yapılan anahtar teslimi içimi sızlattı.
"seni arada bir görmeye gelebilirmiyiz XL?

r@mco

Sıkarsın Bazı Bazı, Bu Taraftar Herşeye Razı


Gayesi çözülemeyen bir tuhaf tribün ve onu aratmayan anlamsız takımı Aliağa Petkim maçı. Diğer pota arkasında Galatasaray tribünü de iyi bir seyir halinde. İzlerken görüntü rahat kazanacağımız yönünde, son periyoda da rahat girmişiz, o sırada ara ara bizim tarafta hareketlenmeler mevcut. Taa ki salağın biri cebindeki kıymetlisini yeryüzüne çıkarıp, fotoğraftaki gibi tribünün gözünü hedef alarak sıkmaya başlayıncaya dek. Kapalı spor salonunda biber gazına İstanbul'da alışkındık gerçi ama maç oynanırken ve hatta oyun o köşedeyken tüpün boşaltılırcasına sıkılması bir kademe üstüydü. Akabinde tribün boşaldı, bir iki dakika içinde gazın etkisi sahaya indi. Atkins nefessiz kaldı, oyuncular içeri girdi, gerisi bilindik.

TBL Aliağa Petkim 68-78 Galatasaray.
Acab!

Kartallı Yaser

aslında şu yazıya "ulan ne güzel yoldu, ne güzel izmirmiş be" diyerek başlamak vardı ama.. işten çıkıp metrobüsle mecidiyeköy, oradan da metroyla taksim yapıp eloyda aldık soluğu. patriot, ciga ve andaç abi beni bekliyormuş. büyük altay maçını izlemek için eloydan yola çıkıp papiruste alıyoruz soluğu. kaçar tane içtik şimdi hatırlamıyorum ama altaya son on dakikada kaçırılan bir de penaltıyla birlikte iki tane koyup ritim diye bi mekana geçiyoruz. sahiplerinin iki ortak olduğu, birinin fenerli birinin de -berlin deplasmanından sonra ülkesine dönmeyecek olan- bizden bir abimiz olduğunu ve masamızdaki konuğumuzun aslında mekan sahibi fenerli tahir abi olduğunu sonradan farkediyoruz. ama aklımızda yaser kalmış bi kere. kartallı yaser. kartal deyince ne geliyor başka aklımıza diye bi düşünüyoruz. şahsen yıllardır ailevi sebeplerden ötürü görüşmediğim halamdan başka, fatih abi'den ve kartallı psikopat uğur'dan başka bişey gelmiyor benim aklıma. sütçü abi ve heryerdeyiz kartallılar tayfası. resimdeki pankartın anlamı açıkça belli değil mi? onlar heryerde. cemaat-i peşindeyiz olarak selam ediyoruz.

@ peşindeyiz kartallı genç yaser

7 Ocak 2009 Çarşamba

Umuda Yasak Konur Mu?



Sesin ve nefesin tek taraflı yükseldiği, birinin hüznünün diğerinin sevinci olamadığı müsabakaları zoraki kılmaktan kimler haz almakta bilinmez, dün akşam sessiz sedasız bir maç daha tarihe not düşüldü.

Yeri gelince taraftar başı 3 kişi düşüren, ön koltuklara çöküp etrafımızı çevreleyen, asli görevi kağıt üzerinde bizi korumak olan kurumun; stadyumlar gibi dört bir tarafı da olmayan ufak salonlarımızdaki maçlarda, yukarıdaki fotoğraf gibi sağlam gidiş geliş örnekleri ortadayken, basit bir deplasman programını nasıl beceremediği veyahut ilginin yükseldiği branşlara taş koyup da göreceli olarak daha az göz önündeki sporlarda huzurla kan akıtın deyip iradeyle mi becermediği şüpheli. Yine dün olduğu gibi mevzu bahis maçların hafta içi erken saatlere konulması gayreti ve oldu bittiye getirilmesi de pek tesadüf değil.

TBBL Beşiktaş 51-59 Galatasaray.

Her sene böyle!

6 Ocak 2009 Salı

Babalar ve oğulları


video

@ pesindeyiz

Ey Ruh..



Genel itibariyle çok değişik duyguları haykırdığımız bu sayfanın duygusal periyotlarını biraz daha arabeskleştirecek tarzda yazılara imza attım çoğu zaman.An itibariyle yapılmış olan bir msn görüşmesinde aldığım güzel haberler yine bu yönde birkaç cümle yazmaya itti beni.Bu sefer arabeskin hüzünlü kutbunun tam zıttında birazda gaz dolu,heyecanlı ve (u)mutlu bir şeyler koptu içimden.

Sene başında İzmit deplasmanı öncesi “belkide sevinçle kucaklaşır,başlarız kaldığımız yerden” diye atılan başlığı daha da anlamlandıracağını düşündüğüm volume 2 uzantısını hisseder oldum.Takım her ön elemeyi geçtiğinde gazetelerde dillendirilen bir 2000 ruhu vardır ya,benimde 2007 ruhu düşüverdi aklıma ve “arkada sekiz kişi ölmeye hazır” sesleri çınlamaya başladı kulaklarımda.
Hoş hiçbir zaman kaybolmadı bu ruh ama kimi zaman ruh çağırma seanslarındanda geri durmadık.Şimdi eksiksiz ve hatta takviyeli bir şekilde "gidilmesi zor ama gidilmesi gereken" yerlere yol alma vaktidir.Beylikdüzü-ortaköy hattındaki arkadaşların ilk starex için ortaklaşa yaptıkları girşimlerin tekrarını ümit ediyorum.

geliyorum köpekler gibi acı çekerek,
geliyorum hasretini gözlerinden öperek !


dipnot:bu sene yol üstünden alınma vasfı bir kenara bırakılıp,köprü üzerinden beraber el sallanacak terkedilen istanbula..

5 Ocak 2009 Pazartesi

Contro İl Calcio Moderno



Liglere ara verilmesinin verdiği sıkıntıdan, belki de türlü hava değişimlerinden olacak; memleketin gereksiz kurumlarından birinin, başkan olamamış vekili güzide kişilik gün itibariyle demiş ki:


''10 milyon Avroya alınan oyuncuyu, karaborsada 3 TL'ye izlettirirseniz bunun neresine lig, neresine ekonomik boyut, neresine sosyal patlama diyebilirsiniz? Peki parası olmayan futbol maçı izlemeyecek mi? Onlar da belki yılda 3-4 defa stada girebilecektir ama televizyonlarla yapılacak sözleşmelerle, 'öte yanda kalan' futbol izleyicisine de ayrı bir kapı oluşturulmalıdır.''


Kendisi basın kartıyla İstanbul'da her stadyuma gönül rahatlığıyla girip çıkarken, İstanbul dışındaki maçlarda beleş uçak bileti kovalıyor olup, bahsettiği televizyonla yapılmış sözleşmelerden birinin sonucu kanalda çokça maç izliyordur elbet. Yine muhtemelen arabasını basın tribününe yakın bir kapalı otoparka bırakıyor olmasındandır ki pek stad çevresini dolaşma fırsatı bulamamış, üç basamaklı rakamlar işitilen karaborsacı çağrılarını işitmemiştir, yoksa 3 ytl ağzından kaçmıştır. 34'de 34 gibi güzel hayaller barından insanların sevgisine, sıcak koltukta genişlemiş poposundan çıkan 3-4 defa stada girebilme hakkı ölçüp biçmek kimsenin haddi değildir. Şayet kaale alınırsa, yiyeceği küfürlerden sebep; ağzına doladığı soyut kavram tribün terörüne bir somutluk kazandıracak olması da uzak günlere dair bir teorem değil.


Hayatında çimlere telin ardından gözü ilişmemiş, kalenin filelerine arkadan bakmamış, genel tanımda insanlar için bazı bazı anımsatma ihtiyacı hissedilen cümle öbeklerimiz var elbet:


- Bilet fiyatları, Türkiye koşulları göz önüne alınarak saptanmalı, Açık tribün biletleri her zaman ucuz tutulmalıdır. Futbolun sadece varlıklı insanların seyredebileceği bir etkinliğe doğru sürükleyen pahalı bilet uygulamalarına son verilmeli ve bu sporun halkın tek eğlencesi olduğu unutulmamalıdır.

Londra'dan Mektup Var..


Bir garip hazirlik,bir garip telasla koyulduk yola.Zamansiz tatil,zamani gelmis kacis,final donemi sonrasi bir bosalma,dostlari ziyaret,kim bilir belkide uefa yolunda karsilasabilecek ingiliz takimi icin deplasman fizibilitesi bile vardi icinde..

Yeni yil telasinin ortasina dusmus 13 milyonluk bir sehir,saat 16:00 da kararan bir hava,biranin favori sarabin plase oldugu,pub in kultur haline geldigi,soguk,zaman zaman depresif ama bulutlarin arkasindan ara ara siritan gunesiyle icini isittigi bir garip sehir..



Futbolun anavatani diye diye belleklere kazinmis ya ingiltere insanlarida hakkini verircesine yasiyorlar.Publarda aksam birayla islanan girtlaklar basliyor takimin durumunu konusmaya.Televizyonlardaki kanallarda alt ligler dahil donen butun ada maclari uzerine yorumlar,her guzel golde gulen yuzler futbol sevgisini gosteriyor bize.

Yeni yila henuz girmeden patlak veren olay underground(metro) larda ellerdeki gazetelerde,stationlardaki guvenliklerin agzinda,marketlerde kisacasi her yerde konusuluyor.Ada Steven Gerard'in bir gece klubunde cikardigi kavgayi ve dovdugu adami konusuyor gunlerce.Gerard'in hapse girecegine inanlari gorunce farkli isliyor birader duzen bu memlekette demekten alikoyamiyoruz kendimizi.


Premier Ligin tatil olusundan dolayi ada FA Cup ve her ne kadar prestiji olmasada Carling Cupla oyalaniyor su siralar.Adim attigimizdan gunden bu yana odak noktamiz durumunda olan West Ham sahasinda Barnsley i 3 golle gecerek yola sessiz sekilde devam ediyor.Chelsea'nin kendi sahasinda Southend United la 1-1 berabere kalisi Arsenalli marketcinin keyfini arttirmis durumda.




Alkole yenik dusup fiksturu kicindan okumamizla kacirilan West Ham maci moralleri fena bozdu haftasonu.Madem maci kacirdik bari bi gidelim bakalim neymis bu West Ham dedik.Undergrounddan indikten sonra Green Street e yol aldik stadi paralel kesen caddenin adiymis meger.Bizim numarali olarak konumlandirilan yerin tam arkasindan gecen duz uzun cadde.






Bir gece once oynanan mactan dolayi bira kutularindan gecilmeyen caddeler pazar gununun durgun ve soguk havanin etkisiyle pek bir sessizdi.Yuruyup en once deplasman girisine yol aldik.Kim bilir belki bir gun kismet olur deplasman yapmak fizibiliteyi onceden yapalim dedik.





Store yi ziyaret edip bir kac parca esya almak icin hareketlendigimiz sirada camdaki closed tabelasi en az maci kacirmak kadar uzdu bizi.Neyse bir kez daha geliriz diyip yavas yavas yurumeye basladik underground a dogru.



Green Street Hooligans filminde gecen sahneleri icilen publari gorunce gulerek basladik bagirmaya bos sokaklarda ararim seni heryerde diye :) Icimize islemis futbol sevgisi.Bir sehre gidince ilk once gorulecek yer stadyum,ilk yapilacak etkinlik o sehrin takiminin macina gitmekse bu zehir sizinde kaniniza islemistir ve tedavisi yoktur artik..


Madem buraya kadar geldik acalim bakalim tube map imizi.Nerde bu arsenalin meshur emirates stadyumu.Highbury yaziyor abi oraya gidiyoruz ordan yuruyoruz.Underground da duraklari kollayarak gecen yolculuktan sonra highbury de iniyoruz.


Sora sora stadyum bulunur diyerek stadyumun catisini goruyoruz.Arap sermayesinin oluk oluk akittigi paralarin ihtisamini gorecegimizden suphesiz stada variyoruz.Ilk tepki olagan ulan ne yapmis adamlar be.Yapicak tabi 10 yillik urun ve kombine satis toplaminin kadar parayi adam nakit olarak sayiyor bir kerede bi transfere bi tesise.Ilk etkilenimden sonra soyle bi tavaf edelin diyip yol aliyoruz.



Harcanan milyonlarca dolar,euro,pound in gomuldugu her acidan mukemmel bir tesis oldugu kesin.He ruh,ozdeslesmislik varmidir orasida bir soru isareti.Insanlarin buna ihtiyaci varmidir oda baska bir soru.Sorgusallarimiz artmadan kacalim dedik.Soyle bir de bakip bi bitsin ulan aslantepe stad gorun o zaman,yada bitmesin lan hic bizim kohne,kendi halinde,ruhu bol mabedimiz yeter bize.2000 yilinda sizden aldigimiz tat damagimizda kaldi bir kez daha karsilasmak umuduyla diyip yol aldik yavasca.

Gezisi tamamlanan 2 stadyum kilometrelerce yoldan sonra avrupanin kutupmudur nedir belli olmayan soguguna dayanamayan bunyeleri en yakin pub a attik.Taraftarin resmi icecegi biranin bol kopuklu oldugu bu topraklarda devrilen her bardakta kaybolduk bizde...

Not : Sali gunu Tottenham-Burnley le White Hart Lane de oynuyor Carling Cup ta.Bileti yarin alip staddaki yerimizi almayi umuyoruz.Adadan Izlenimler ve degerlendirmeler devam edecek..

4 Ocak 2009 Pazar

iyi ki doğdun tibu !

3x + 2 = Engelsiz Aslanlar..

Sabahın bir vakti...

yaklaşık 12 saat evvel biten bir maçın yorgunluğunu atamadan yola koyulan bu bedenler, uykularını bile tam alamadan kendilerini yine bir salonda buldular.

Dün akşam da bugün sabah ta sahadaki renk aynıydı. Fakat tek fark dün akşam salon kapasitesinin 2 katına yakın insan varken, bugün hem de sezon başı hangi salon olsun tartışmasının yapıldığında herkesin en çok istediği salon olan Ahmet Cömertte sadece 15 kişi mevcuttu..

Bi yerde bir hata var..

Acaba bir çok insanın düşündüğü gibi rakip takım nefreti gerçekten de takım sevgisinin önüne mi gecmeye başlamıştı. şahsım adına bugün o salonda 15 kişiyi görünce gerçekten de bu durumun gerçeklik payının yüksek olduğunu düşünmeye başladım..

Yapmayın abiler, kardeşler..

Bugün sahadaki takım belki Türkiye de hiç bir takımın erişemeyeceği büyük zaferlere imza attı. Ve bu takım bizlere bu sevinci yaşatmak için sabaha karşı 4te antrenmana çıkıyorsa ve biz uykumuzdan 1-2 saat fedakarlık edemiyosak biz de bi sorun var demektir..

___________________________________________________________________



Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Deplasmanlı Süper Lig'in 3. haftasında İskenderun Engelliler Kulübü'nü 98 - 32 mağlup etti.


Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, İstanbul'da konuk ettiği İskenderun Engelliler'i 98-32 mağlup etti. Galatasaray bu sonuçla üç haftası geride kalan Deplasmanlı Süper Lig'de namağlup ünvanını da korumuş oldu. Karşılaşmada Galatasaray'dan Ferit Gümüş 26 sayıyla takımımızın ve karşılaşmanın en skoreri olurken, yine takımımızdan Matt Scott ve Şuayp Kablan 15'er, Selim Sayak ve İsmail Ar da 13'er sayıyla oynadı.

1. Periyot: 29-6
2. Periyot: 29-12
3. Periyot: 20-4
4. Periyot: 20-10

Soğuk metale karşı insanlığın savaşı


Öncelikle bu yazıdan yahudi nefreti akacağını düşününler baştan zahmet etmesinler diyerek başlamak istiyorum.. antisiyonizm ile antisemitizmi karistirmayacak bilince sahibiz allaha şükür.. Bütün siyasi parametreler bir yana neresinden bakarsanız büyük bir insanlık dramı var ortada. her iki ülke yönetiminin yaptıklarını tasvip etmeyen bir birey olarak hiç bir günahı olmayan filistin ve israil sivilllerinin allah yardımcısı olsun. İşin daha mide bulandırıcı tarafı ise diğer ülkelerin çıkarları için neler yaptığını izlemek. gürcistana giren rusyaya operasyonun 2. saatinde horoz dikilen yaklaşık 20 ülke, ülke sınırlarında petrol bulunmayan filistin için başlarını şu anda yastıklarından kaldırmıyor. allah korusun iran'ın şu an yapacağı yanlış bir hareket üçüncü dünya savaşını tetikleyecektir ki bence 15 günü kalan ayakkabıcılar kralı bush bunu istemektedir. Birileri; servetine servet katarken, ortadoğu'nun gelecek yıllardaki düzeni hakkında tüm o coğrafyada yaşayanlar adına kararlar alırken; olan yine hiçbir şeyden haberi olmayan, hiçbir günahı olmayan masum hayatlara olacak...şu dünyada yaşamak, bazılarının iki dudağından çıkacak kelimeler kadar değer arz etmiyor ya; kafam girsin böyle adalet anlayışına da, böyle güvenlik anlayışına da, böyle devlet politikasına da...

evet dünya'nın en kadersiz çocukları için en kısa zamanda huzur diliyorum. filistin'deki masum halk için ne kadar üzülüyor olsam da bence hamas yönetimi de arandı bu saldırı için. israil'e karşı füze atarak mücadele verilmeyeceğini göremeyecek kadar aptal olamazlar. katuşya ile zafer gelse idi sovyetler dünya'yı fethederdi. eğer filistin yönetimi 2 ay sonra misilleme yapacağım diye intihar saldırılarına başlarsa, yeni bir israil kara harekat'ı kaçınılmaz.. dünya adil bir yer değil. ve filistin eğer var olmak istiyorsa bu adaletsiz düzen içerisinde taviz vermek zorunda gibime geliyor. eskisi gibi teknoloji farkı kullanılan tüfeğin atış hızını falan da belirlemiyor. adamlar istese 2 saate bir tane asker bırakmaz orada, acı ama gerçek. filistin bir an önce israil ile anlaşmak için elinde en ufak bir şans varken değerlendirmelidir.

Nitekim kendisine dokunmayan yılanı bin yaşatanların dünyasında son olmayacakbir harekat bu. kısa bir süre önce polis bir çocuğu öldürdü diye günlerce yunanistan'ın altını üstüne getiren bir yunan halkı seyrettik. madem mesele dünya barışı yunanistan'da olanlar dünyadaki bütün ülkelerde yaşanamaz mı? mesela avrupa'nın bütün metropolleri bu harekat yüzünden aynı kaosu yaşasa ab yine çıkıp israil kendini savunuyor diyebilir mi? dünya siyasileri tepkisiz kalıyor da dünya halkları çok mu tepkili? gerçek protestoyu, bir halkın isterse neler yapabilceğini kısa bir süre önce gördük. halkın elinin kolunun bağlı olduğu bahanesi 7 aralik 2008 yunanistan ayaklanmasi ile sonbulmuştu sözde.

An itibari ile butun kanallar canlı yayında... Kanlı canlı izliyoruz savaşı... Yakında CNN high defination yayınlar savaşı gözünüz aydı lcd sahipleri... savasi sanal gerceklik duzeyinde kavramanin otesine gecmek lazim. ekranda, karanlik gokyuzunde parlayan bir isik huzmesi gordugunuzde gercekte olan su, goruntulerde de bu var zaten: canli insan bedenlerinin uzerine beton yiginlari cokuyor. bu bedenler eziliyor, parcalara ayriliyor. yaniyor bu canli insan bedenleri. nefes alan, korkan, ofkelenen, acikan, seven, aglayan, direnen, umut eden, kisacasi yasayan insanlardan geriye kalan bu harap olmus bedenler oluyor. insanlarin uzerine fuze gonderdiginizde baska turlu olmasi mumkun degil. neye benzer bir goruntuyle karsilacaginizi az cok tahmin ediyorsunuz tabii ki ama ben gene de bakamadim goruntulerin hepsine. yoksa engel olamayacaktim bedenimin cozulmesine. istanbul'da, tel aviv'de, atina'da, lagos'ta, sam'da, paris'te, johannesburg'ta, yeni delhi'de, rio'da, oslo'da, pekin'de, new york'ta, osaka'da, ankara'da, madrid'de, chicago'da, kuala lumpur'da, berlin'de, roma'da, buenos aires'te, izmir'de, amsterdam'da, diyarbakir'da, sydney'de.. asya'da, afrika'da, amerika'da, avrupa'da, avustralya'da.. nerede isen. cik sokaga! yoksa bedenlerimizin cozulmesine engel olamayacagiz...

Amatör Brunch

Bizim brunchlarımız da amatördür, ruhumuz da...

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nın, Deplasmanlı Süper Lig'in 3. haftasında rakibi İskenderun Engelliler Spor Kulübü.

4 Ocak 2009 Pazar günü saat 11:00'da başlayacak olan karşılaşma Ahmet Cömert Spor Salonu'nda oynanacak.

Her zaman senle, her yerde senle...

3 Ocak 2009 Cumartesi

İçim rahat etmiyor..


önceki aksamdan basladik şu saatte şurda yok imperyalde yok bilmem kim nerde falan diye. iki araç (normal bildiğin vasıta), şoförlerle birlikte toplam 15 kişi, fena bi trafik ve sonunda maslaktaydık. kepez vs. gibi takımlarla oynarken gel(e)meyenlerin hepsi ordaydı yine. herşeye rağmen süper tribün yapıldı ancak hiç "taşkınlık" olmadı. oysa ne güzel olurdu girseydik sahaya, vursaydık orospu çocuğu mirsada..

maç çıkışı otoparkta yine aynı iki aracı beklerken, bitanesinin çoktan karşıya geçmiş olduğunu öğrendiğimizden yaklaşık 10 dk sonra, diğer aracın içinde 7 kişiyle otopark çıkışına gelmesiyle, yağmurun altında boş araç bekleyen bünyeler otobüs durağının yolunu çoktan tutmuştu bile. bi de ramço, kenya'dan selçuk-uni gelmiş 8 kişi. çocuklara "yer var mı, bizi metroya kadar atar mısınız" dediğimizde, "abi 8 kişi geldik, dobloyla" cevabını aldığımızda aklıma ilk sen geldin. ne güzel de yetiştirmişsin :)

bir de salona girmeden önce, tiburon'un "bugün takımın başında Cevat Güler mi olcak acaba" sorusu var ki, hiç girmeyelim o konuya desem bile hala gülüyorum ulan :)

- Galatasaray Cafe Crown, Beko Basketbol Ligi’nin 13. haftasında Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda Fenerbahçe Ülker ile karşılaştı. Baştan sona önde götürdüğümüz mücadeleden ekibimiz taraftarımızın da muhteşem desteği ile 78-62 galip ayrıldı. Galatasaray Cafe Crown'da en skorer isim 23 sayı ile Hüseyin Beşok oldu.

@ peşindeyiz

1 Ocak 2009 Perşembe

Return of the Starex

2009 model umut..
çok yakında..